Sayfalar

1 Aralık 2016 Perşembe

Fantastik Edebiyat

Lisede edebiyat öğretmenim fantastik edebiyattan haz etmediğini, o tarz saçma şeyleri okumayacağını söylemişti. O zamanlar bunu oldukça garipsemiştim; bir kitabı okumadan onun üstünden bütün bir alanı eleştirmek... garip gelmişti. Lakin öğretmenim de edebiyat açısından öyle boşlanacak bir adam sayılmazdı. Bilgiliydi. Yani yorumunu bir anlamda ciddiye almıştım.
Birçok defa, fantastik edebiyatın neden aşağı görüldüğünü düşündüm. Oysa derinlere inildiğinde, Türk Mitolojisi oldukça gelişkindir. Peki neden bizde fantazi edebiyatına ilgi az yada aşağılanır gibi duruyordu? Buna kendime göre bir cevap bulduğumu düşünüyorum.
Öncelikle fantastik edebiyat denilince akla ilk gelen isim olan Tolkien'den biraz bahsedelim. Tolkien, 1945 yılından 1959 yılına kadar Oxford Üniversitesi'nde edebiyat profesörlüğü yapmış, yani bu işte oldukça ciddiye alınması gereken bir adam.  Yani Tolkien bir eser yayınladığı zaman, konumu gereği, bu eserin oldukça ciddi, insan hayatını derinlemesine işleyen ya da ne bileyim, bildiğiniz klasik romanlar gibi bir şey olması gerek. Toplum ve edebiyat çevrelerinin böyle bir baskısı mevcut değil dersek yalan olur. Lakin Tolkien, bu kalıplardan sıyrılıp, dağlarından tutun ırklarına hatta yeni dillere varana kadar farklı bir dünya tasarlamak ve onun içinde yazmak istiyor. Yapıyor da. Her ne kadar 1937 yılında bastırdığı Hobbit, masal olarak görünüp edebiyat çevresinde çok önemsenmese de; 1954 ve 55 yıllarında üç cilt halinde Yüzüklerin Efendisi'ni yayınladığında, edebiyat çevrelerinde küçük çaplı bir skandal yaşanmıştır. Sonuçta koskoca edebiyat profesörünün yayınladığı esere bakın, haha!
Tarih oldukça acımasızdır. Tolkien'in yıllar süren kapsamlı çalışması, yıllandıkça öyle bir etki yapmıştır ki; sadece edebiyat değil sinema alanında da büyük ilgi görmüştür. Sonuçta, o edebiyat çevrelerinde bulunan, ulu profesörlerimizin eserleri kendi ülkeleriyle sınırlı kalmışken, Tolkien yeni bir çağda, ismi unutulmayacak yazarlardan biri olmuştur.
Peki ben niye Tolkien'den bahsediyorum, yazının konusu bu değil? Diye düşünebilirsiniz; fakat yanılırsınız. Çünkü, günümüzde fantastik edebiyat her ne kadar gelişmiş, çoğalmış gibi görünse de hepsinin temelinde O'nu görüyorsunuz: Orta Dünya'yı. Ve bundan kurtuluş yok. İşte Tolkien'in yıllar süren, yeni bir dil yaratmaya kadar varan, kapsamlı çalışmasının meyvesi budur. Köklerini ondan olan, geniş bir aile. Tolkien'in fantazi edebiyattaki önemini daha iyi anlamak istiyorsanız; Yüzük Kardeşliği kitabında Deniz Erksan'ın  Çevrilmiş Bir Yapıta Önsöz başlığı altındaki yazısını okuyabilirsiniz.
Şimdi gelelim Türkiye'ye. Neden bizde Fantazi edebiyatı bir türlü 'o' tadı vermez. Öncelikle, yaşadığımız dönem itibarıyla fantastik eserlerin yayınlanma şansının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Çünkü, yetişen nesil biraz Harry Potter biraz Buz Ve Ateş'in Dansı ile bunu yakalamış gibi, sinema sektörü Star Wars, Avengers, Açlık Oyunları ve Labirent gibi filmlerle yazarları, bu edebiyat alanında yazmaya teşvik de ediyor. Lakin belli bir yaşı aşmış büyüklerimiz, bu edebiyat akımına asla yakalanmayacaklardır. Nedeni de şüphesiz ki tarihimizdir.
Türkiye yakın tarihinde birçok savaşın içinden çıkmak zorunda kalmış, hayatı daha ciddi yaşamak zorunda olan ülkelerden biridir. Elbette bu bir bahane değildir, fakat şartlar bizi daha sert konuların işlendiği bir edebiyata; drama ve acıya yöneltmiştir. Bu yüzdendir ki, benim lisedeki edebiyat hocam fantastik eserleri saçma bulur. Çünkü onun edebiyat dönemine göre bu eserler saçmadır ve bir anlamları yoktur. Darbeyi görmüşler, ülkenin içinden geçtiği sıkıntılı günlere tanık olmuşlardır ve kendilerince haklıdırlar. Bu yüzden, o nesli yakalamaya çalışmak boşa bir çaba olacaktır.
Gelelim günümüze.  Bana göre fantastik edebiyata atılacak yazarların en önce karar vermesi gereken şey şudur: Ben bunu, elimde kolay yazabileceğim, kafadan sallayabileceğim bir dünya olduğu için mi yazacağım yoksa gerçekten, içinde yaşadığım ve okuyanın da içinde yaşamak isteyeceği bir dünya olacağı için mi? Bu yazara kalmış. Ve ilk türden eserlerin yayınlanma şansı nedir bilmem ama kalıcı olma şansı yoktur. Gelelim ikinci noktaya. Türkiye üzerinden yazılacak fantastik eserin zorluklarından biri altyapıdır şüphesiz. Her ne kadar bu alanda güçlü eserler veren yazarlarımız olsa da elimizde dünya piyasasına sokabileceğimiz, ciddi bir eser yoktur. Bu da ülkemizdeki fantastik edebiyatın alt yapı sorununa yol açar. Bunu biraz daha açmak gerekirse.
Şimdi, elimize Yüzüklerin Efendisi'nden başka, son döneme damgasını vurmuş fantazi eserleri ele alalım: Bir tanesi, benim oldukça güzel bulduğum Harry Potter'dır ve diğeri de Taht Oyunları'dır. Önce Taht Oyunları'na bakalım. Şüphesiz ki Taht Oyunları'nı daha da popüler hale getiren dizisidir; fakat alıp okuduğunuz da edebi dilinin de oldukça iyi olduğunu görebilirsiniz. Fakat yaratılan bu yeni dünyada da O'nun etkisini çok açık bir biçimde görebilirsiniz. Peki Taht Oyunları'nı kurtaran ne? Yazarın da söylediği gibi tarihtir! Yani, Martin; oluşturduğu fantastik dünyayı, Orta Dünya'dan kurtarabilmek için, içine tarih katmış ve en önemlisi gerçekliği hissedilir seviyeye çıkarmıştır. Yani adam akıllı bir baş karakter yoktur. Bu da, okuyucuyu içine çekebilmesine neden olur.
Gelelim Harry Potter'a. Öncelikle HP'nin dili, TO'ya göre daha basittir. Lakin, bu kötü olduğu anlamına gelmez, aksine, okuduğunuz zaman sahneler gözünüzün önünde canlanır. Yani hayal gücünü harekete geçirir. Peki HP'yi ayıran nedir? En basitinden bize, kendi dünyamızın içinde yeni bir yol açmıştır. Yani, yeni bir dünya oluşturmak yerine Rowling, anlık bir ilhamla, sihir ve büyüyü bizim dünyamıza getirmiştir. Ve bunu kitaplarında o kadar güzel kullanmıştır ki, çocuklar için yazılamasına rağmen, her yaştan okuyucuyu etkisi altına alabilmiştir.
Peki, bu iki eserin vurucu noktası nedir? Elbette yaşadıkların ulusun edebiyat temelidir! Çünkü Rowling, İngiltere'de, Tolkien'in eserini verdiği, temellerin yıllar önce atıldığı bir çevrede eserini sunmuştur. (burada bahsettiğimiz yayınlatma zorluğu değil, okuyucudur.) TO'nun durumu da farklı değildir. İngilizlerle, dil açısından ortak bir değere sahip olmalarının yanında, süper kahraman filmleriyle halkın içinde fantastik dünya neredeyse yer etmiştir. Hatta Martin'e, American Tolkien diyecek kadar yakındır bu çevreler ve temeller.
İşte, bizim ülkemizde fantastik edebiyatın en temel sorunu budur: yani temelin kendisi! Bizim, yazacağımız fantastik eserlerin, gerek coğrafi konumumuzdan, gerekse kültürel açıdan bu topluma göre değişim göstermiş, adapte olmuş olması gerekiyor şüphesiz. Fakat bu değişim; hadi Osmanlı'da bir fantazi yazalım ya da Eski Türkler ejderha ile kapışsın, gibi olursa pek işe yarayacağını düşünmüyorum. Çünkü unutmayın ki Tolkien sadece ülkesinde değil tüm dünyada bir temel atmıştır.  Bu yüzdendir ki Türkiye'de fantazi edebiyatında kalıcı olmak isteyen yazarlar için işler oldukça zordur. Çünkü önlerinde, çevresine uyum sağlamış ve kendisini kabul ettirmiş öncü bir eser yoktur.
Bazıları, bunun doğru olmadığını düşünebilir elbette, önceki yıllarda yazılmış çok önemli eserler vardır belki bilemiyorum. Fakat bu, bir şekilde insanları yakalayamamış demektir. Günümüzde İhsan Oktay Anar gibi yazarlar bu temel için katkıda bulunmaktadır ve edebi dilleri oldukça iyidir. Lakin, yukarıda değindiğim noktaları karşılayan bir eser mevcut değildir. En basitinden, okuduğunuz bir fantastik eserde isimleri değiştirin; ailenizdeki insanların ismini koyun, arkadaşlarınızın ya da kafadan sallayın. Eserin ne kadar yabancılaştığını fark edeceksiniz. Oysa ki onu ingilizce bir isimle okurken bu kadar yabancılık çekmezsiniz. İşte bunun nedeni, oluşum aşamasında diyebileceğimiz o temeldir. Açıkçası ben bu temelin önümüzdeki on beş yıl boyunca oluşabileceğini sanmıyorum. Tabii önümüzdeki on beş yıla ülkenin durumu ne olur(!) o da ayrı bir konu.  Kaldı ki böyle bir eser ortaya çıktığı zaman, değerinin hemen anlaşılacağını da düşünmüyorum; fakat uluslararası camia,gerek  filmlerinde  gerek edebiyatında, fantastik bir dünyanın açlığını çektiği sürece bir şekilde eser, kitleye ulaşacaktır. 

Kerem bir an tereddüt etti; fakat Mahmut ayağa kalktığı anda onun işini bitirebilirdi. Başka çaresi yoktu, asasını kaldırdı: Kurusio!   :)

Dipnot: Türkiye'de düzenlenen bazı bilim-kurgu öykü yarışmaları, ödülleri kendi içinde döndürmeye devam eder, iyi yazdığına şüphe etmediğim; fakat ortalama bir yazar olmaktan ileriye gidemeyecek insanları teşvik etmeye devam ederse korkarım ki o temeller hiçbir zaman gerektiği kadar ciddi bir duruş sergileyemeyecektir.