Kamil son derece sıkılgan bir adamdı. Bu sıkıntı dolu benliği yer yer ona depresif ataklar yaşatsa da kendini seven bir adamdı. Yine de normal insanlar gibi davranmak adına ara ara arkadaşlarıyla takılmak zorundaydı. İşte yine o günlerden biriydi. Yatarak, film izleyerek sonra uyuyarak sonra yine film izleyerek geçmesi gereken bir haftasonu daha dostlar meclisinde ziyan oluyordu.
İlk önce bir AVM'de buluşmuşlardı. Kamil, daha oranın girişine adım atar atmaz bunalmış, kızmıştı. Çekirge sürüleri gibi insanlar giriş kapısında sıra oluşturmuşlardı. Oyun parklarında koşturması gereken piçler ayak altında dolanıyor, ışıltılı vitrinlere yapışıyorlardı. İş yerinden olan iki kız arkadaşı geldi ilk önce, kısa bir merhabalaşmadan sonra bir osuruk sessizliği oldu. Bilirsiniz: sanki biri osurmuş diğerleri bu sürpriz durumda ne diyeceğini bilemez halde susmuş gibi. Neyse ki Ercan birkaç dakika içinde yanlarında bitmiş; bitirici kimliği ve hatunların çok huşuna giden şöleli dikik saçlarıyla ortaya çıkmıştı. Kızlar onu görür görmez heyecanlanıp, gülümsemişler; adeta boğulmak üzere olan birinin can simidine sarılması gibi üzerine atlamışlardı. Kamil, çok alıngan bir insan değildi ama böyle durumlarda, hem çağrılıp hemde ikinci sınıf konumuna getirildiğinde sinirleniyordu.
Ercan birkaç yalandan muhabbet çevirdi Kamil'le. Sonra kızları aldı yamacına yavaş yavaş sıraya girdiler. Kamil arkadan takip etti. İçinden geçtiği metal dedektörü ota boka, ritimsiz bir şekilde ötüyordu. İnsanlar ikili ikili geçiyorlar, deve kuşu gibi boynunu uzatan güvenlik ise bir durum var mı diye heyecan yapıyordu.
Kızlar alış-veriş için birkaç yere uğrayacaklarını söylediğinde Ercan kaş göz yaptı Kamil'e.
"Siz takılın,"dedi Kamil, "bana haber verirsiniz, ufak bi işim var."diye yalan söyledi. Ercan bu haberi sahte bir sevinçle göğsünde karşılayıp yere indirdi. Artık topu sürüp ceza alanına gidecekti.
Kamil alık alık gezinirken dienar gözüne ilişti. İçeride bir insan seli vardı. Girdi Kamil, baktı herkes bir şeyler bakıyor, aranıyor. Kitap arkalarını okuyup geri koyuyor veya birkaç sayfa daha karıştırıp bırakıyor. Çok Satanlar'a baktı. Ne kadar çok bilinmedik çok satan yazar varmış mınagoyim, dedi. Birkaç kitaba baktı; hepsi birbirinden basit konulardı. Orjinal konusu olan bir tane bile kitap yoktu. Taht Oyunları adlı son dönem popüler edilmiş eser ise ayrı bir konuydu. Kitap kendinden prim yapmıyordu; dizi kitabı yukarı taşımıştı. Önüne gelen her modern insan şimdi yeni sezonu merak ediyordu. Modern insanın derdi buydu artık. Ortadoğu'da dönen filmler çok farklıymış gibi şimdi fantastiğe asılıyordu.
Yine sinirlendi, sıkıldı Kamil. Dışarı çıktı. Havada göt yakan bir soğuk vardı. Biraz dolandıktan sonra Ercan aradı, yeniden buluştular. Kızlar ellerinde birkaç parça poşetle güle oynaya geliyorlardı.
"Of, rahatladım valla. Bütün gün iş stresi bitiriyordu beni."dedi Aydan.
"Eee,"dedi Ercan, "Aydan gelen huya gider." ve zazara zuzara gülüşmeye başladılar. Senin ağzını s.kim dedi Kamil ama iç sesiyle. Dıştan ise hafifçe tebessüm etti o kadar. Daha sonra Ercan'ın takıldığı küçük bir kafeye oturdular. Kafe küçüktü ama menüleri geniş kaplı tarih kitaplarından farksızdı. Birkaç sayfayla sınırlandırılmış menü tarih kitapları kadar kalın olmasa da fiyatlarıyla bu açığını kapatıyordu.
Kahveler, sahlepler söylendi, sigaralar yakıldı. Ercan s.k s.k espriler yaparak kızları güldürüyor, arada Kamil'in de katılması için sahte bir dize dokunma hareketi yapıyordu. Sonra konu ilişkilere geliyor, kızlar bu konudan çok dert yanıyorlardı. Zira ikisininde takılacak kimsesi yoktu; hatta kimsesizlikten Ercan ve Kamil'e kalmışlardı. Haftasonlarını Avm'de iki malla geçiren kızlara Kamil yardımcı olmak istemişti aslında; fakat Ercan büyük bir meyille, sinsi bir yılan gibi iki hatuna birden yavşıyordu. İlgisizlikten örümcek ağı bağlamış iki hatun da bu durumdan rahatsız görünmüyordu aksine kahkahalar havada uçuşuyordu. Daha sonra konu politikaya iç meselelere geldi. Mınagoduklarım en azından yandaş gazete okuyun lan, dedi Kamil içinden, o kadar sığ yorumlar yapıyorlardı ki yayını terk etmek isteyen bir sanatçı gibi kalkıp gitmek istiyordu Kamil.
"Asıl Gezi fena oldu ya,"dedi Ercan.
"Yaa evet de onun ilk gelen insanları güzeldi sonra Gezi bozuldu."dedi Necla.
He, he mınagoyim. İstanbul bozuldu, Gezi bozuldu, şu bozuldu, bu çok popi oldu. Her s.ke bi sizin aklınız eriyor. Amerika kıtasını önce keşfedip, sonra buraya hiç insan gelmemesini beklemek gibi bir şey lan sizin ki! Kaldı ki hafta içi köle gibi çalışan haftasonu da aldığı parayı yine onu köle gibi çalıştıranlara veren bir insanın bu tarz konuşması Kamil'i iyice germiş, sinirlerini yıpratmıştı. Kalktı gitti masadan, hiç bir şey söylemedi. Hesabı da bunlara itelemişti. Gönlü daha ferahtı artık. Evine gidip film izleyecekti şimdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder